Sarıyer’de Tarihin Tozlu Sayfalarını Aralamak - istanbultarih.net.tc

Sarıyer’de Tarihin Tozlu Sayfalarını Aralamak

Sarıyer’in Tarihi Dokusu

Sarıyer, İstanbul’un en kuzeyinde, Boğaz’ın sırtını yasladığı yemyeşil bir semt. Burası sadece piknik alanlarıyla değil, tarihi yerler ve eski yapılarıyla da dikkat çekiyor. İnsan buraya geldiğinde sanki zamanın başka bir katmanına geçiyor. Dar sokaklarda yürürken eski Rum evlerinin izlerini, cami avlularında Osmanlı’nın sessizliğini hissedebiliyorsunuz.

Aslında Sarıyer’in tarihi Bizans dönemine kadar uzanıyor. Sonra Cenevizliler, Osmanlılar… Her medeniyet burada kendine bir iz bırakmış. İşte bu yazıda Sarıyer tarihi yerler ve tarihi yapıları biraz yakından inceleyeceğiz. Hazırsanız, tozlu sayfaları aralamaya başlayalım.

Rumelikavak Feneri ve Çevresi

Boğaz’ın Karadeniz’e açılan kapısında duran Rumelikavak Feneri, Sarıyer’in belki de en ikonik yapılarından biri. 1830’larda yaptırılmış. O dönemdeki teknolojiyle nasıl bu kadar sağlam kaldığını düşündüğünüzde hayran kalmamak elde değil.

Fenerin hemen yanı başındaki eski topçu bataryası kalıntıları ise başka bir hikâye anlatıyor. 19. yüzyılda Boğaz’ı korumak için kurulan bu tesisler, bugün biraz unutulmuş durumda. Yine de oraya gittiğinizde denizin kokusu, martı sesleri ve rüzgârla birlikte tarihin nefesini hissedebiliyorsunuz.

Şekerci Hacı Bekir’in Köşkü ve Sadabad’ın Kalıntıları

Belki pek bilinmez ama Sarıyer’de 18. yüzyıldan kalma bir köşk var: Şekerci Hacı Bekir’in Köşkü. Aslında tam bir köşk değil, daha çok yalı tarzı bir yapı. İçinde eski ahşap işçiliği ve tavan süslemeleri hâlâ görülebiliyor.

Burası aynı zamanda Sadabad mesiresinin bir parçasıydı. Lale Devri’nin o meşhur eğlence alanlarından biri. Bugün ne yazık ki orijinal halinden çok azı kalmış. Ama yine de hayal gücünüzü çalıştırdığınızda o dönemki şenlikleri, musikiyi, çerağları gözünüzde canlandırabiliyorsunuz.

Kireçhane ve Tarihi Kireç Fırınları

Sarıyer’in biraz iç kısımlarına doğru ilerlerseniz Kireçhane’ye ulaşıyorsunuz. Burası Osmanlı döneminde kireç üretiminin yapıldığı önemli bir merkezdi. Taş ocakları ve eski fırın kalıntıları hâlâ duruyor.

Bu fırınlar, İstanbul’daki birçok cami ve sarayın inşasında kullanılan kirecin kaynağıydı. Düşünün, belki de Ayasofya’nın restorasyonunda ya da Dolmabahçe Sarayı’nın yapımında kullanılan kirecin bir kısmı buradan çıkmıştı. Küçük bir detay ama insanı etkiliyor.

Sarıyer Merkez Camii ve Çevresindeki Tarihi Mekanlar

Merkez Camii, 18. yüzyılda III. Mustafa tarafından yaptırılmış. Oldukça sade bir Osmanlı camisi. Ama avlusu, eski mezar taşları ve hemen yanındaki tarihi çeşmeyle birlikte güzel bir bütün oluşturuyor.

Caminin arkasındaki eski Rum mezarlığı ise pek bilinmeyen bir nokta. Taşların üzerindeki Rumca yazılar, tarihleri… Burası sessiz bir yer. İnsan burada zamanın nasıl da akıp geçtiğini daha net anlıyor.

Emirgan’dan Sarıyer’e: Tarihi Köşkler ve Parklar

Emirgan aslında Sarıyer ilçesine bağlı. Buradaki Emirgan Korusu ve içindeki köşkler, Sarıyer’in tarihi zenginliğinin önemli bir parçası. Özellikle Beyaz Köşk, Sarı Köşk ve Pembe Köşk… Hepsi farklı dönemlerin izlerini taşıyor.

Bu köşklerden bazıları Lale Devri’nden, bazıları ise 19. yüzyıl sonundan kalma. İçlerinde eski Avrupai mobilyalar, tablolar ve Boğaz manzarası… Gerçekten görülmeye değer. Özellikle sonbaharda yaprakların kızardığı günlerde buraları ziyaret etmek başka bir keyif.

Tarihi Sarıyer Vapuru ve Denizcilik Mirası

Sadece karada değil denizde de tarih var Sarıyer’de. Eskiden yolcu vapurları buraya düzenli sefer yapardı. Hâlâ eski iskele binası duruyor. İçinde eski bilet gişeleri, ahşap banklar… Sanki zaman donmuş gibi.

Denizcilikle ilgili eski fotoğraflara baktığınızda, Sarıyer’in bir balıkçı kasabası olmaktan öte, önemli bir ulaşım noktası olduğunu görebiliyorsunuz. Özellikle yaz aylarında teknelerle Karadeniz’e açılan balıkçılar hâlâ bu geleneği sürdürüyor.

Polonezköy ve Çevresindeki Az Bilinen Tarihi İzler

Sarıyer’in biraz daha doğusunda Polonezköy var. 19. yüzyılda Polonyalı mültecilerin yerleştiği bu yer, aslında Sarıyer’in bir parçası. Burada eski ahşap Polonya evleri, küçük bir kilise ve mezarlık bulunuyor.

Polonezköy’ün ormanları içinde yürürken bazen eski taşlara, su kuyularına rastlıyorsunuz. Bunların hepsi o dönemin günlük hayatına dair ipuçları veriyor. Hem doğayla hem tarihle iç içe bir deneyim sunuyor.

Sarıyer’de Korunması Gereken Miras

Ne yazık ki bazı tarihi yapılar zamanla yok oluyor. Özellikle ahşap yalılar ve eski köşkler yangın, ihmal ya da yanlış restorasyonlar yüzünden kayboluyor. Ama hâlâ kurtarılabilecek çok şey var.

Belediyenin son yıllarda yaptığı bazı çalışmalar umut verici. Örneğin eski fenerlerin restorasyonu, bazı köşklerin kamulaştırılarak korunması gibi. Ancak daha fazlasına ihtiyaç var. Çünkü Sarıyer tarihi yerler sadece Sarıyerlilerin değil, tüm İstanbulluların mirası.

Tarih Burada Hâlâ Nefes Alıyor

Sarıyer’e bir gün ayırın. Sadece sahilde balık ekmek yemeyin. Sokak aralarına dalın, eski mezarlıkları ziyaret edin, fenerin yanında denizi izleyin. Belki bir köşede 300 yıllık bir çeşme, belki bir apartmanın bahçesinde kalmış bir Osmanlı kitabesiyle karşılaşırsınız.

Tarih burada tozlu raflarda değil, sokaklarda, denizde, ormanda yaşıyor. Yeter ki aramayı bilelim. Sarıyer’in tarihi yapıları bize aslında çok şey anlatıyor. Yeter ki dinleyelim.